Türkiye Kimya Sanayicileri Derneği Başkanı Timur Erk ile röportajımız



Türkiye Kimya Sanayicileri Derneği Başkanı Timur Erk’ten özellikle kimya sektörünü kapsayan ekonomi, yatırım ve eğitim konuları hakkında bilgi aldık. Yabancı sermaye yatırımı ve ihracat konusunda hedeflenen rakamların gerisinde kalındığını belirten Erk, entelektüel sermayenin artması gerektiğine dikkat çekiyor.

Uzun zamandır Türkiye Kimya Sanayicileri Derneği (TKSD) başkanısınız, bu süreçten kısaca bahsedebilir miyiz?

TKSD’nin kurulduğu 1985’ten 2000 yılına kadar başkanlığını Alber Bilen yürüttü. 2000 yılından bu yana başkanlık görevini ben üstleniyorum. Aynı zamanda Türk Böbrek Vakfı Başkanlığı görevim de devam ediyor. TKSD, kimya sanayisinin en eski derneği... En fazla üyesi olan, en etkin derneklerden biri konumunda. Sürdürülebilirlik önemli olduğu için çekirdek kadromuzu muhafaza ettik. Bugün geldiğimiz noktada Türkiye’nin ana kimya sanayisini temsil ediyoruz. Yaklaşık 80 üyemiz var ve üyelerimizin elde ettiği hasılatlar Türkiye’deki bütün kimya sanayicilerinin yüzde 65’ini oluşturuyor. Biz bir çoğunluğu temsil ediyoruz. Üyelerimizden cirolarına göre aidat alıyor, KOBİ’lerde üretim yapma şartı arıyoruz. Biz işin ticaretini değil, üretimini yapan ana kimya sanayicilerinden oluşan bir derneğiz. Bir nevi uçağın ana gövdesi diyoruz. Kimya sanayisi teknoloji ve sermayesi yoğun bir sektör. Üretilen malların cirosuna baktığımızda, Türkiye’deki imalat sanayisinin yüzde 12’sini oluşturuyor. Bu ciddi bir rakam. İhracatta da sektörümüz 2016 yılında yaklaşık 15 milyar dolar gelir elde etti.

Dernek tam olarak kimleri kapsıyor?

Yan dalların da kendi içlerinde dernekleri var. Boya sanayicilerinin, kompozit yani malzeme üreticilerinin, cam ve metal başta olmak üzere bir kompozit sanayicileri derneği var. Gübre, kauçuk sanayicileri derneği de var. Bu alt gruplarla beraber yaklaşık 12 sene evvel ilk defa bir federasyon yapalım dedik, fakat vazgeçtik. Kimya Sektör Platformu adı altında çalışıyoruz. Burada Kiplas gibi kimya işveren sendikası da var, akademisyenler de, sektörel dernekler de... Platformda her iki senede bir eşbaşkanlık ve rotasyon yaşanıyor. Bir federasyona dönüşmesi için çalışmalar yapıyoruz.

Derneğin faaliyet alanlarını açmak gerekirse, neleri kapsıyor?

Faaliyet alanlarımızı danışma ve eğitim hizmetleri olarak ikiye ayırıyoruz.

Sektörün mevzuatıyla ilgili muhtelif bilgilendirmeler yapıyor, şirketlere danışmanlık hizmetleri veriyoruz. Bunun dışında sekretarya hizmetlerimiz var. Tanıtım CD’leri ve broşürler hazırlıyor, temsil için toplantılara katılıyoruz. Bakanlıklarla iletişim halindeyiz. Dolayısıyla TKSD olarak ana kimya sektörünü en üst ve ana gövde olarak temsil ediyoruz.

Hangi bakanlıklarla çalışıyorsunuz?

Başta Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Ekonomi Bakanlığı geliyor. Tabii kimya sanayi çevreyle oldukça ilintili bir sektör. Dolayısıyla Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı da çalıştığımız bakanlıklar arasında. Haftada bir mutlaka uzmanlarımız, ben ya da başkan vekilimiz derneği temsilen toplantılara katılıyor. Teknik olmayan, sektör politikasıyla ilgili konulara katılıyoruz. Sektörde homojen bir yapı var. Yaklaşık 15 sivil toplum kuruluşu, işveren sendikası ve akademisyenlerle uyum içinde çalışıyoruz. Tüm bunlar da kimya sektör platformu altında gerçekleşiyor.

Bugüne kadar yaptığınız, öne çıkan çalışmalar neler oldu?

CEFIC- Avrupa Kimya Sanayi Konseyi’miz var. “Üçlü sorumluluk” CEFIC’in önemli bir aktivitesi. Bu en üst yöneticiden işçiye kadar çevreyi korumayla ilgili bir taahhüt... Bu taahhüde imza atan firmaları bünyemize alıyoruz. Çevre konularına, iş ve işçi sağlığına dikkat etmeyenleri bünyemize katmıyoruz. Avrupa Kimya Sanayi Konseyi’ne 1989 yılında üye olduk. Yılda bir kere toplantılarına iştirak ediyorum. Sekretarya da oradaki bilgileri şirketlere sürekli yansıtıyor. Dolayısıyla dünyada, özellikle Avrupa’daki gelişmeleri, mevzuat değişikliklerini üyelerimize sürekli aktarıyoruz. Burada en önemli konu, sektörle ilgili bir sıkıntı olduğu zaman onun çözümü. Bunun için bir organ daha var; Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Kimya Sanayi Meclisi. Bünyesinde 20 tane önemli grup var. Bu meclis de bünyesine tüm alt grupları kabul ediyor ve 12 yıldır bu yapının da başkanlığını yapıyorum. İki kurumun şapkalarıyla kimya sanayisini temsil ediyorum. Yaş 73. O yüzden artık “duayen” diyorlar. Bir de bu üçlü sorumluluk haricinde yeni gündeme aldığımız, birkaç yıldır üzerinde çalıştığımız proses güvenliği var; yaşlanmış tesislerin yarattığı riskleri minimize etmek üzerine odaklanıyor.

Peki ithalat ve ihracat dengesi ve aradaki açığın giderilme yöntemleri hakkında neler söylersiniz?

Eğer bir sanayi kolunda ithalat ve ihracat arasında yaklaşık dört seneden beri 25 milyar dolarlık açık varsa, ana hedef bunu daraltmak olmalı. Bu da üç buçuk senedir konuştuğumuz Chemport projesiyle olacak.  Projenin Avrupa’da üç yerde örneği var; Belçika, Hollanda ve İspanya’daki limanlar. Üçü de deniz kıyısı, öyle gerekiyor çünkü. Kimyasal maddelerin tahlil edileceği, indirilip boşaltılacağı bir limana ihtiyaç var. Doğu Akdeniz’de benzer bir oluşum yok. Marmara’nın güney sahilleri, Ege ve Akdeniz’de böyle bir yapılanmaya ihtiyaç bulunuyor. Devlet bize asgari 20-30 bin dönüm yer tahsis edecek.
Yani kamulaştıracak. Orada üretim yapılacak, içinde her türlü üretim olacak. Herkes bir diğerine hammadde ya da ara girdisini verecek, böylece sinerji olacak.

Projeniz şu an tasarı aşamasında mı?

Üzerinde üç seneden beri çalışılıyor fakat hâlâ uygun yer arayışı sürüyor. Biz liman olabilecek bir bölgeyi devletin kamulaştırarak kimya sektörüne tahsis etmesini bekliyoruz. Hayata geçmesiyle birlikte 25 milyar dolarlık dış ticaret açığının kapanmasını hedefliyoruz. En azından bu sistem hakkıyla yapıldığında açığın yarısının kapanacağını öngörüyoruz.

Güncel yatırımlar nelerdir, son yıllarda yapılan yatırımlar var mı?

2023 yılında Cumhuriyetimizin 100’üncü yılında toplam 500 milyar dolarlık ihracat hedefi var. Kimyada ihracatın payı yüzde 10 civarında, yani 50 milyar dolar ihracat yapacağız. Demekle olmuyor tabii, yatırım lazım. Yatırım ortamlarının iyileştirilmesi gerekiyor. 13 seneden beri üzerinde çalışılıyor. Bir arpa boyu yol gidilmiş değil. Türkiye’de iyi eğitim görmüş, entelektüel sermaye oranı çok az. Büyük çoğunluk vasat ya da vasatın altında eğitim alıyor. Kimyada da durum böyle. Entelektüel sermayenin artması lazım.  Ar-Ge birimleri artıyor ama buralarda çalışacak, iyi eğitim almış, doktorasını, master tezini tamamlamış kişiler zor bulunuyor. Teknisyen, iyi eğitimli ara insan gücü bulmakta da zorlanıyoruz. Yeterli meslek okulları yok. Ciddi boyutta maddi kaynak lazım, yabancı sermayenin gelmesi lazım... Yatırımcılar niye gelmiyor? Yatırım ortamı henüz iyileştirilmiş değil. Bilhassa son yıllarda sıkıntı çektiğimiz konu: Güven ortamı yok ve uluslararası hukuk yeterli değil. Her biri paket olarak düşünüldüğünde, kimya sanayisinin üzerindeki handikaplardır. Bu ortamda çok az yatırım oldu. Onlar da tüketim kimyasalları, boya ve kozmetik alanlarında oldu.

Sizin beklentiniz nedir?

Biz şirketlerimizin na açılmalarını istiyoruz, özellikle Avrupa Birliği’ne. Avrupa’ya ihracatı zorlaştıran REACH gibi regülasyonları aşmaları için. Bunlardan bir tanesi de Ak-Kim. Ak-Kim ne yaptı? En fazla dış ticaret ilişkimizin olduğu Almanya’da bir dış ticaret şirketi satın aldı. Bu iyi bir gelişme. Türkiye’den direkt ihracat yapamıyorsanız orada bir temsilciniz olacak. O şirket sizin dış regülasyona uyumunuzu sağlayacak. Ondan sonra satabiliyorsunuz. Akıllı yatırımlarla zorlukları aşabilen şirketler de olabiliyor.

Eğitim anlamında çalışmalarınız oluyor mu?

Kimya sanayisinin talep ettiği bir öğrenci profili var. Kimya mühendisliği ve kimyagerlik eğitimi nasıl olmalı? Bu konularda paneller yaptık, şimdi yukarıya empoze etmeye çalışıyoruz. Çünkü, entelektüel ve beşeri sermayemiz zayıf. Olan da çok verimli değil. Dolayısıyla biz bu sayıyı artırmaya çalışıyoruz. Ar-Ge merkezlerinde daha vasıflı personel ve ara insan gücüyle ilgili çalışmalarımız var. Bununla ilgili belirli üniversitelerle iş birliği içindeyiz. İTÜ, Hacettepe, Ankara, ODTÜ, İYTE, Koç ve Boğaziçi üniversitelerinin kimya bölümleriyle çalışıyoruz. Motive etmek için son sınıf öğrencileriyle proje çalışması gerçekleştiriyoruz. Ülkemizde kullanılan ama üretilmeyen kimyasallar konusunda gençlerimize araştırmalar yaptırıyoruz. Eğer öğrenciler ön projelerini yaparlarsa onlar için teşvik oluyor. Bizim de elimize doküman geçiyor. Projelerini kalkınma ajanslarına ve yabancı sermayenin önüne koyuyoruz. “Yatırım yapmak istersen, bizim ülke budur” diyoruz.

Son olarak neler söylersiniz?

Kimya sektörü, sermaye yoğun bir sektör. Benim üyem 500 milyon lirayı bir kenara koyup da bir üretime geçemez. Bizim bahsettiğimiz rakamlar asgari 5-10 milyon dolar. Bu da her yerde yok. Maliyetler de yüksek… Enflasyon var, kredi maliyetleri yüksek, dış kredi bulmanız lazım. O zaman da kredi teminatları lazım, öyle kolay bulunmuyor. Kimya sanayi sektörü yatırımlar açısından halen müsait bir ortamda değil. Bundan sonrası için sırf ekonomiye bakmak gerekiyor. Kimya sektörü özelinde söylersem çok ithalat, az üretim, az ihracat yapıyoruz. Dış ticaret açığının kapanması lazım.